Site Rengi

DOLAR 7,7129
EURO 9,0567
ALTIN 470,49
BIST 9,9599
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Balıkesir 25°C
Gök Gürültülü

KANAL İSTANBUL NASIL KANAL KONSTANTİNAPOLİS OLUR

19.12.2019
108
A+
A-
Kasım’da China Railway Express şirketine ait bir yük treni  Çin’in Xi şehrinden yola çıktı.
Marmaray’ı kullandı, İstanbul Boğazı’nı ve toplamda 65 ülkeyi geçti, Çekya Prag kentine ulaştı.
Bu Türkiye-Azerbaycan ve Gürcistan’ın işbirliğiyle yapılan Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Hattı’ndaki ilk seferdi.

*
Çin ile Türkiye arasında yük taşıma süresi 1 aydan 12 güne,
Bu güzergaha Marmaray’ın entegre olmasıyla Uzak Asya ile Batı Avrupa arasındaki süre 18 güne düştü.
“Demir İpek Yolu Hattı” Asya ve Avrupa arasında küresel ticaret ağlarında yaklaşık 5 milyar nüfusa,
21 trilyon dolarlık ticaret hacımlı yeni ve çok önemli bir alternatif oluşturdu.
Güvenli, hızlı ve kolay ulaşımın yolu açıldı…

*
Çin yük treni, Sirkeci Garı’ndayken;
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Sermaye Piyasası Kurumu, kamu bankaları ve Hazine’den sonra,
Merkez Bankası’nın da “Finans Merkezi” İstanbul’a taşınması için karar alındı.
Ocak’ta başlayacak taşınmanın Nisan’da tamamlanacağı bildirildi.

haberici-arareklam

*
Bu sırada  Erdoğan’ın “Kanal İstanbul” projesi ısrarı tartışılmaya başlandı.
Tartışmaların odağını 1936’da yürürlüğe giren ve Boğazlar rejimini düzenleyen Montrö Sözleşmesi oluşturuyor…

*
Erdoğan, Montrö Sözleşmesi’nin Türkiye’nin egemenlik hakları için yeterli olmadığını savunuyor.
Bu anlamda “bir devlet projesi” olan Kanal İstanbul projesinin;
Bir fırsat olduğunu,
Montrö Sözleşmesini yeniden masaya yatırılacağını,
Geçişlerin ücretli olacağı,
Savaş gemileri geçişlerinin bütünüyle Türkiye’nin iznine bağlanacağını;
Böylece Türkiye’nin egemenliği için iyi bir anlaşmanın ortaya çıkarılacağını iddia ediyor..

*
Kanal İstanbul; aslında Türkiye’nin Doğu-Batı güzergâhında İpek Yolu’nun yeniden canlandırılmasında transit ülke olması projesi kapsamında bir alt projedir.
Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Hattı: Gürcistan ile ortak gümrük kapıları: İstanbul’un Finans Merkezi :
Galataport: Marmaray: Yavuz Selim Boğaz köprüsü: İstanbul Hava Limanı: Kanal İstanbul projesi:
Kalkınma Ajansları ve Serbest Ticaret Bölgeleri;
Hepsi Türkiye’nin İpek Yolu’nda transit ülke olmasını sağlayan ABD projeleridir.

*
Herşey 2006’da ABD Başkanı G.W. Bush’un Kabil’de başlattığı,
Afganistan’ı merkez alan ve bölgede bütün ülkeleri kapsayan “Büyük Orta Asya’da İşbirliği Konferansı”yla başladı.
Konferans, Erdoğan’ın eşbaşkan olduğu Genişletilmiş Büyük Orta Doğu Projesinin bir türeviydi…
Ve Erdoğan hiçbir zaman “Büyük Usta” değildi!

*
ABD koordinatörlüğünde Afganistan merkezli, güneyde Pakistan ve Hindistan’ı da içine alan bölge,
Bağımsız Orta Asya Cumhuriyetleri Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Tacikistan ve Kazakistan’la birleştirilerek,
Bölgede siyasi, ekonomik ve güvenlik açısından istikrarlı, dinamik ve öngörülebilir bir yapı oluşturulacaktı.
Orta Asya’dan Hint Okyanusu’na, Güney Asya ve Batı’ya doğru temel ulaşım yollarının “Yeni İpek Yolu” bağlamında açılmasıyla,
Bölgenin Batı’ya entegrasyonu güçlendirilecekti…

*
“Büyük Orta Asya” projesi kıtanın  bütün ülkelerince desteklendi.
Söz konusu entegrasyon; sınırları kaldırma ve Vestfalyan ulus-devlet yapısını bozma şeklinde değil,
Her alanda işbirliği yaparak Orta Asya’nın güney komşularına ve Batı’ya açılmasıyla sağlanacaktı…

*
Proje denize doğrudan açılamayan Orta Asya Türk Cumhuriyetlerini olduğu gibi Çin, Hindistan, Rusya dahil tüm ülkelerin kalkınma vizyonunu etkiledi.
İpek yolu güzergâhında bulunan Güney Kore, Tacikistan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan, Afganistan, Pakistan, İran, Irak, Suriye, Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye;
Küresel piyasaların demokrasi ve ekonomik kriterleri başlığında ortaklaşmak, aralarındaki psikolojik duvarları yıkmak,
Piyasaları canlandırmak ve güvenliği sağlamak adına ivmelendi…

*
O günlerde ABD kapitalizmi aldığı önlemlerle Çin’in ebedi bir büyüme makinesi olmadığının propagandasını yapıyordu.
Çin ise ABD’nin bölgeyi jeopolitik kontrolü altına alması, etkisini doğrudan kendi sınırlarına yakınlaştırmasından endişeliydi.

*
Bu hengâmede Çin, Kabil’de karar altına alınan İpek Yolu-Kıtalararası Mega Proje’yi sahiplendi.
O gün ABD’nin, bugün Çin’in önderliğindeki proje;
Şimdi Çin’den başlayıp Orta Asya ve Rusya üzerinden geçerek Avrupa’ya ulaşan İpek Yolu’nu yeniden canlandırıyor…

*
En önemlisi Büyük Orta Asya projesi  katılımcı ülkelerin entegrasyonunu;
Sınırları kaldırma ve Vestfalyan ulus-devlet yapısını bozma şeklinde değil,
Her alanda işbirliği yapmak iddiasıyla geliştiriyor.

*
Ancak bu projeyle küreselleşmenin oyun kuralları kısa sürede değişmiştir.
Bugünün şirketleri çok güçlenmiştir.
Artık devlet gücü  ulusötesi şirket- devlet ilişkilerinde realize oluyor…
Elbette bunun karşılığında  dünyadaki milliyetçi ve korumacı tepkiler de yükseliyor!

*
Küresel rekabet negatif canlanıyor.
Uluslararası dengeler ABD, Rusya ve Çin’in gerek ekonomik, gerekse siyasi alanda hem bölgelerinde hem de küresel bazda artan güçleri beraberinde,
Yeni askeri ve ekonomik birliktelikler ortaya çıkarıyor…
Tek kutuplu  siyasi sistemin var olduğu yapı çok kutuplu bir yapı ile tehdit ediliyor…

*
Bu yüzden ABD, “Enformasyonel Emperyalizm” çağına geçmenin kararlılığını gösteriyor.
Hem yeni bir teknolojik ilerleme dalgasının yeni bir küreselleşme çağını başlattığı ve dördüncü sanayi devrimine girildiği fikri çerçevesinde,
Hem de küresel güvenlik ve refah için  küreselleşme düşüncesini radikal bir değişime tabi tutuyor.
ABD’nin ulusal üretici kapitalizmi, “Ticaret Savaşları”yla ulusötesi mali kapitalizm ile çatışıyor.

*
Joseph A. Schumpeter ( 1883-1950) Avusturyalı, temel ilgi alanı kapitalist endüstriyel toplumun gelişme sorunu olan bir iktisat profesörüydü.
Şimdi onun kapitalizmin temeli olan “Yaratıcı Yıkım Gelişimi” kuramı işliyor.
Schumpeter, “Kapitalist mekanizmayı çalıştıran ve çalışmasını devam ettiren;
Kapitalist teşebbüsün oluşturduğu yeni tüketim maddeleri, yeni üretim metotları, yeni ulaşım metotları, yeni pazarlar, yeni endüstriyel örgütlenme tipleridir.
Yeni milli pazarların veya dış piyasaların açılması el sanatları atölyelerinden, yoğun ve büyük işletmelere geçiş, kapitalist sistemi durmaksızın yenilenme havasında tutuyor.
Bütün bu unsurlar  devamlı olarak eski faktörleri yok ediyor ve yenileri oluşturuyor.
İster istemez her kapitalist teşebbüs er geç bu gelişime ayak uydurmak zorundadır “diyor.

*
Nitekim bugün, ulus ötesi şirketlerin temsil ettiği “Dördüncü Sanayi Devrimi”;
Fiziksel ve dijital arasındaki çizgileri bulanıklaştıran teknolojilerin bir araya gelmesini karakterize ediyor.
Sadece dijitalleşmeye değil robotik, yapay zeka, büyük veri ve 3D baskı gibi yeni teknolojilerin entegrasyonuna dayanıyor.

*
“Dördüncü Sanayi Devrimi” küreselleşmenin kalıcı ve durdurulamaz bir güç olduğu düşüncesine dayanıyor.
Çünkü küreselleşme ulusal dijital ve sanal sistemlerin bağlantısına ve bununla ilgili düşünce ve hizmet akışına bağlı olarak derinleşiyor..

*
Ama dijitalleştirme teknolojisiyle üretim  ve hizmet sistemlerinin zeki olmasını sağlayan,
Uluslararası şirketler ve devletlerinin ticaret engellerine karşı yükselen  teknojik milliyetçiliğin küreselleşmesi de endişelere yol açıyor…
Bireylerin esnek, sezgisel ve yaratıcı olma yeteneğinin hayati öneme sahip olacağı bir gündem yaşanıyor.

*
Bu noktada İstanbul’un,  Kanal İstanbul ve paralelinde oluşturulan yeni yapılanmaların ekonomik cazibesine kapılan;
Dünyanın en büyük şirketlerine ev sahipliği yapacağı açıktır.
İstanbul’da “Şirketler ve Devletler” arasında ortaya çıkan etkileşimler,
Küreselleşme ile birlikte ortaya çıkan ulus-devlet tartışmaları bağlamında;
Türkiye ulus devletini aşındıran ya da ulus devlete güç katan,
Ama  her halükârda Türkiye ulus devlet gücünden beslenen bir yapısal durum oluşturacaktır.

*
Bu çerçevede Türkiye’nin,
Cumhuriyet’in kurucu anlaşmaları olan ” Uluslararası Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve Lozan Antlaşması” nı koruması zor görülüyor.
“Türk Milleti Parya, Kanal İstanbul Kanal Konstantinopolis, Erdoğan Halife Olmasın!”

19. 12. 2019

habericialt
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.