Site Rengi

DOLAR 7,5575
EURO 8,9826
ALTIN 474,07
BIST 9,7776
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Balıkesir 27°C
Rüzgarlı

ANADOLU’NUN KIBRIS’TAN KUŞATILMASI

27.02.2020
66
A+
A-

Dün (23 Şubat 2020’de) Fransa’nın, Kıbrıs’a Charles De Gaulle adlı savaş gemisini gönderdiği ve Amerika’nın da, İngilizlerin Kıbrıs’taki Ağrotur Üssü’nde, askeri üs inşa ettiğine ilişkin haberler göze çarptı.
Fransa’nın ve ABD’nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) bölgesinde hangi seviyede ve üs elde etmelerinin amaçlarını ve bunun Türkiye’ye etkilerinin neler olabileceğini çözmeye çalışalım.
Fransa’nın Kıbrıs’a gönderdiği savaş gemisiyle GKRY bölgesindeki üslenmesinden başlayalım:
İçinde bin 200 bahriyeli, 600 deniz piyadesi ve deniz kuvvetleri personeli bulunan Fransa’nın Charles De Gaulle gemisinde, 20 Rafael Marina savaş uçağı, iki adet erken uyarı sistemiyle donatılmış Hawkeye E2-C radar uçağı, bir adet Caiman helikopteri ve iki adet Dauphin Pedro helikopteri bulunuyor.
Savaş gemisinde düzenlenen resepsiyona katılan Güney Kıbrıs Rum Lideri Anastasiadis, Fransa donanmasından Charles de Gaulle uçak gemisinde olmanın verdiği memnuniyeti dile getirdikten sonra, “Fransa’nın Doğu Akdeniz’e ve özellikle (Güney) Kıbrıs’a uçak gemisi göndermesi Fransa-Kıbrıs ilişkilerindeki kalite artışını yansıtıyor” şeklinde açıklama yaptı.
Fransa’nın tarihsel olarak ilgi alanında olan Kuzey Afrika kıyılarındaki devletlerle son dönemdeki ilişkilerine göz atacak olursak;
– Libya’da Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH), Fransa ile güvenlik anlaşmalarını yeniden hayata geçirmeye hazırlandığını bildirmişti. Ancak, Libya’nın devrik lideri Muammer Kaddafi’nin komutanlarından olan Halife Hafter, ülke yönetimini ele geçirmek için başta Fransa olmak üzere, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Rusya ve Mısır’ın aktif desteğini almıştı.
– Tunus’ta, Fransa’nın yaptığı yatırımlar, ülkedeki yabancı yatırımların yüzde 30’unu oluşturuyor ve burada, 30 bin Fransız vatandaşı yaşıyor.

– Mısır’da ise Fransa’nın askeri silah ve malzeme satışı üst sıralarda olup, her iki ülke çok yakın ikili askeri ilişkiler içerisinde.
Fransa için; bu örneklerdeki bir kısım ülkelere gerektiğinde siyasi ve askeri müdahale imkânı ve Kıbrıs adası merkez olmak üzere; Kerpe adası çıkışının kontrol altına alınması, Suriye’de muhtemel bir PKK/PYD koridorunun denizden emniyetinin alınması, Süveyş kanalı çıkışına erişim imkân ve kabiliyeti ile birlikte, Türkiye’nin güney limanlarına da menzil olarak yaklaşması kolaylaşmaktadır.
Bununla birlikte, Fransa’nın ABD politikalarına paralel bir şekilde bölgede yer alması, Yunanistan, GKRY, Mısır ve İsrail’in aralarında oluşturmaya çalıştıkları askeri iş birliğine de katkı sağlayabilecek bir husus olarak gözükmektedir.
Diğer yandan, Fransa; ihtiyacı artan, ancak imkânları daralmaya başlayan bir ülke haline gelmiştir. Dünya ekonomisi kırılgan bir durumda olduğu bilinmektedir. Artık ülkelere karşı uygulanan siyasi ve ekonomik yaptırımlar bir sonuç vermemektedir. Her bir yaptırım ekonomik daralmayı tetiklemektedir. Sorunlar diyaloglarla ve anlaşmalarla çözülemediği gibi gelişen ekonomilere aktarılan paraların geri dönüşü de sağlanamamaktadır. Siyasi ve ekonomik çözümsüzlük, askeri gücün ön plana çıkmasına neden olmaktadır. Dış pazarların kaybedilmemesi ve yenilerin bulunması gerekmektedir.
Sonuç olarak;
– Fransa’nın dış ticaret açığı son iki yıldır 63 milyar Avro seviyesine ulaşmıştır. Ekonomik ve sosyal nedenlere bağlı olarak içeride yaşanan sarı yelekli olayları ve grevler de ülkenin toplam üretimini yüzde 15 geriletmiş ve birçok sektörde düşüş kaydedilmiştir.
– Gelir seviyesi yüksek olsa da yüksek yaşam maliyeti ve adaletsiz vergi sistemi toplumda huzursuzluğu artırmıştır. 2020 büyüme beklentisi yüzde 1,6’dır.
– 2018’in mart ayından bu yana Fransa’da ekonomi kötüleşmektedir. Bununla birlikte, bir kısım ülkeler batı tarafından her söyleneni yapmayı da artık reddetmektedirler.
İran, Suriye ve Venezuela bunun en tipik örnekleridir. Dolayısıyla, Fransa’nın siyasi ve ekonomik nüfuzunu artırma ve bu sayede imkânlarını genişletme çabaları kapsamında; bölgede kendini askeri gücüyle ifade etme ihtiyacını ortaya çıkarmış gözükmektedir. Hedeflerden sadece biri olduğu görülmekle birlikte; mesele Total’in bir gemisini korumanın ötesinde değerlendirilmelidir. Kucağına düşen bir konuşlanma fırsatı, PESCO (Avrupa Birliği [AB]’nin Ortak Dış ve Güvenlik Politikasının [ODGP] unsurlarından biri olan Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası [AGSP] çerçevesinde düşünülmüş bir yapı) soslu sunuluyor olabileceği değerlendirilmektedir.
Amerika’nın, İngilizlerin Kıbrıs’taki Ağrotur Üssü’nde, askeri üs inşa etmesine gelecek olursak;
Bahse konu askeri üssün yaklaşık 10 bin metrekare büyüklüğünde olduğu ve Amerikalıların savaş faaliyetlerine ev sahipliği yapmasının planlandığı belirtiliyor.
Rum medyası, ABD ile Türkiye arasındaki gergin ilişkilerin ABD’nin Türkiye’deki İncirlik Üssü’nün kapanmasına yol açması halinde, üssün buraya taşınması için planlama yapıldığını ileri sürüyor.
Ayrıca ABD’nin, Rum Baf havaalanında 350 tam teçhizatlı askerinin de bulunduğu alınan haberler arasında.
ABD’nin Kıbrıs’ta elde edilen üslerin Ege Denizi’nde Yunanistan’ın tahsis ettiği üsler ile birlikte bir bütün olduğunun görülmesi gerekiyor. Bu bağlamda Ege’deki üsler sadece Ege Denizi’nin kontrolü için değil, Doğu Avrupa, Baltık, Karadeniz, Ege ve Doğu Akdeniz’de Rusya’yı çevreleyen bir gözetleme kuşağı yaratma ve gerektiğinde etkin mukabele etme maksadına yönelik olabileceği anlaşılıyor.
Diğer yandan, Ege’de tüm sivil ve askeri deniz/hava trafiği ABD tarafından çok daha yakından izlenebilecektir. Ancak bu çevreleme taktiğinin, önemli bir kısmının Yunanistan üzerinden yapılması ve ikili askeri işbirliğinin genişletilmesi, her ne kadar “…Türkiye pahasına…” olmayacağı ifade edilse de, Rusya’dan alınan ancak henüz aktive edilemeyen S-400’ler başta olmak üzere, farklı siyasi ve askeri nedenlerden dolayı, Türkiye ile ilgili belirgin bir tedirginliğin göstergesi olduğu da söylenebilir.
Ege’deki gelişmelerle birlikte ABD’nin, Kıbrıs’ta takındığı tavır, güney sınırımızın yanı başında Suriye’de Fırat doğusunda PKK/YPG orijinli bir terör devletçiği (PKKistan) kurma girişimi ve teröristlere verdiği destek ile ülkemize karşı siyasi, askeri ve ekonomik yaptırım tehditleri dikkate alındığında; Ege Denizi’ndeki bu hazırlıkları ve yatırımlarını daha manidar bir hale getirmektedir.
Özellikle 2012 yılından itibaren Güney Kıbrıs’ın İsrail tarafından güvenlik şemsiyesi altına alınması çabaları ile mesele bir bütün olarak düşünüldüğünde, deniz hak ve menfaatlerimizin korunmasını zora sokabilecek gelişmelerin yaşanma olasılığını dikkate alınması gerektiği ortaya çıkmaktadır. Diğer yandan, bütün bu proje sistemler ve konuşlanmaların sonunda, NATO çerçevesinde ülkemizle bir bilgi/istihbarat paylaşımına gidilip gidilmeyeceği, paylaşım olsa bile ne kadarının ve ne doğrulukta verileceği konusu da dikkate alınmalı ve faaliyetlerin dikkatle takibi gerekmektedir.

haberici-arareklam
habericialt
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.