Site Rengi

DOLAR 7,5575
EURO 8,9826
ALTIN 474,07
BIST 9,7776
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Balıkesir 27°C
Rüzgarlı

SURİYE’DEKİ ESAS TEHDİT VE İDLİB’TEN ÇIKIŞ

04.03.2020
58
A+
A-

Dış politikada yapılan bir çok hatadan sonra, 2019 yılı sonu itibariyle Suriye’de barışa yaklaşıldığı görülmüş ve bu konuda umutlar çoğalmışken aniden kötü bir döneme girildi.
Suriye sorununda kördüğüm olarak öne çıkan İdlib’de, Türkiye ve Rusya (dolayısıyla Suriye rejimi) arasında son aylarda yükselen gerilim, 36 Mehmetçiğin şehit olmasıyla krize dönüştü.
2011 yılı Nisan ayında görünürdeki neden olarak Esad, İhvan (Müslüman Kardeşler) ile iktidarı paylaşma önerisini kabul etmeyince, ülkeye önceden sızdırılan militan gruplar ile iç savaş başlatıldı. Bunun bir sonucu olarak Türkiye, Suriye’den kaynaklanan büyük bir göç dalgasıyla karşılaştı.
ABD, bölgeyi şekillendirmek üzere ortaya çıkardığı IŞİD’le mücadele görüntüsü altında, PKK terör örgütünü müttefik olarak seçti. Ardından PKK’nın Suriye uzantısı olan PYD/YPG’ye binlerce tır silah, mühimmat, teçhizat göndererek lojistik olarak destekledi ve militanlarını eğitti.
Türkiye, ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde denize açılmak üzere oluşturmak istediği terör koridorunun oluşturulmasının ve bölgede ki cihatçı teröristlerin Türkiye’ye sızmasının önüne geçmek amacıyla Zeytin Dalı, Fırat Kalkanı ve Barış Pınarı harekatlarını yaptı.
Astana Anlaşması ve Soçi Mutabakatı ile bölge çatışmasızlık bölgesi olarak ilan edildi. Türkiye, Astana mutabakatı sürecinde, Suriye’nin başka bölgelerinden İdlib’e gelen cihatçı teröristleri temizlemeye, Halep’ten Şam’a ve Lazkiye’ye uzanan M4 ve M5 kara yollarının güvenliğini sağlamaya söz vermişti.
Astana Anlaşması çerçevesinde varılan mutabakat ile Türkiye, Ekim 2017’de “İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi” sınırlarında yolları kontrol edecek şekilde 12 adet gözlem noktası tesis etti. Ancak bu gözlem noktaları vasıtasıyla terörist grupların silahtan tecridi, M4 ve M5 karayollarının açılması, güvenliğinin sağlanması öngörülmesine rağmen Türkiye’nin bu konudaki gayretleri sonuçsuz kaldı.
Berlin Konferansı öncesi, Türk ve Suriye istihbaratı bir araya geldi. Bu toplantıda Ruslar Türkiye’den şunları istedi: Suriye’nin toprak bütünlüğünün tanınması, Suriye’deki bölgelerden çekilme ile M4 ve M5 ana yollarının açılması için İdlib bölgesindeki teröristlerin temizlenmesi. Türkiye de, 2018’deki Soçi Mutabakatı ile İdlib’teki yükümlülüğünü teyit etti.
Bu konferans öncesi Türkiye’nin Libya karşılığı İdlib’ten vazgeçeceği konuşulurken, birden durum değişti. Libya’da işler yolunda gitmedi. ABD Suriye elçisi James F. Jeffrey’in Ankara ziyareti sonrası Türkiye, İdlib’te askeri takviyeye başladı. Türkiye’nin bu eylemi Türkiye ile Rusya’nın arasını açtı.
Bunun üzerine Rusya’nın desteklediği rejim güçleri, 1 Şubat’ta önce M4 ve M5 otoyollarını ele geçirmek için askeri harekât başlattı.
Türkiye’nin buradaki politik amacının; göçmenlerin Suriye içerisinde iskan edilerek göçmen sorununu çözmek, bunun için Suriye’nin kuzeyinde otuz iki kilometre derinliğinde bir tampon bölge oluşturmak; buna ilave olarak İdlib’de, Halep’ten Şam’a ve Akdeniz’e uzanan kara yollarını kontrol ederek Suriye yönetimini zora sokmak olduğu anlaşılıyor.
Halep coğrafyası ve çevresi rejim için çok önemli… Sebebi de şu: Halep, Suriye’nin en verimli tarım alanlarına sahip olmasıyla beraber, Suriye’nin en önemli sanayi şehri. Halep’in Şam ve Akdeniz ile irtibatı kesilirse Suriye rejiminin yaşamını sürdürebilmesi zora girer. İşte bu nedenle rejim kuvvetleri Rusya’nın desteğiyle M4 ve M5 yollarını açmaya çalışıyor.
Serakip bölgesinde bazı Türk gözetleme noktaları çevrilmeye başlanmıştı ama Türk askerlerine doğrudan saldırı yoktu. Ancak 10 Şubat’ta Serakip bölgesine takviyeye giden Türk birlikleri saldırıya uğradı. Bir hafta sonra Halep’in güneybatısındaki Türk gözetleme noktasında beş Mehmetçik şehit oldu, bir tank ve bir zırhlı personel taşıyıcı kaybedildi. Aynı gün Rus uçakları bir Türk askeri konvoyuna saldırdı. Bundan sonra çatışma dönemine girilmiş oldu.
İdlib’teki çatışmaların bir tarafında Esad yönetimine karşı ücreti karşılığında savaşan rejim muhalifi militanlar (ÖSO) ve Türkiye, diğer tarafında ise rejim güçleri ve Rusya var. Türkiye, muhaliflere topçu desteği sağlarken yani Esad güçlerini topçusu ile vururken, Ruslar da onlara verdiği Su-24 uçakları ile bombalamasına yardım ediyor.
Türkiye, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın 1 Mart’ta yaptığı açıklamayla, “BM Sözleşmesi’nin 51’inci maddesinde yer alan meşru müdafaa hakkı ile Adana, Astana ve Soçi Mutabakatları çerçevesinde ateşkesi sağlamak, göçü önlemek, bölgede yaşanan insanlık dramını sona erdirerek, birliklerimizin, halkımızın ve hudutlarımızın güvenliğini sağlamak maksadıyla” Barış Kalkanı Harekatı’nı başlattı.
Sonuçta gelinen nokta itibariyle, İdlib konusu, anlaşmalarla zamana bırakılan sorunun çözüm zamanının gelmesiyle (en azından Rusya böyle istiyor) ilgili olup, Ruslarla olan dostluğumuz ve birlikte kurulan süreçler büyük yara almış durumdadır.
Türkiye’nin İdlib’te çatışmasını gerektirecek bir ulusal çıkarının olmadığı açıkça görülüyor. Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki Zeytin Dalı, Fırat Kalkanı ve Barış Pınarı Harekâtı terörle mücadele bakımından önemli olması nedeniyle kamuoyu buna destek verdi. Türkiye’nin Suriye’deki çıkarları PKK/YPG’yi sınırlarımızdan uzak tutmak olmasına rağmen, Ankara 2011’den bugüne Suriye’de rejim değişikliği hedefinden vazgeçmedi. Askeri yönden ise bu çatışmayı başarıya dönüştürebilecek ne avantaja sahip bir durumu (bölgedeki birliklerin yakın hava desteğinden yoksun olması vb) ne de askeri hedefi bulunuyor. Hâlbuki Esad ile işbirliği yapılması halinde, Türkiye için en önemli tehdit olan PKK bölücü terör örgütüyle ilgili beklentilerinin masada çözülmesi mümkündür.
Türkiye’nin ısrarı sürdürmesi, milyonlarca sivilin felaketine ve Rusya ile ilişkilerinin çok büyük yara almasına yol açabilir. Sonuç ne olursa olsun bu çatışmadan ekonomik kriz içinde olan ve üretim ekonomisinden vazgeçerek ekonomisi dışa bağımlı durumdaki Türkiye’nin en çok kaybeden olabileceği dikkate alınmalıdır.
İdlib çatışması, Türkiye için çok önemli sonuçlara yol açabilecektir. Bu sonuçlar şöyle sıralanabilir: 1) İdlib sonrası, Suriye’nin tüm kuzey bölgelerinden anlaşma olmaksızın çekilme. 2) Ruslar tarafından PKK/YPG kartının devreye sokulması ve bunun sonucunda yeni çatışma sahaları ve Kürt bölgelerinin oluşması. 3) Birkaç milyon civarında yeni göçmenin Türkiye’ye gelmesi. 4) Ruslarla ilişkilerin en kötü duruma dönüşmesi (ticaret, enerji, vize, silah, turizm vs.). 5) Türkiye’nin Libya ve Doğu Akdeniz bölgesindeki politikalarına olumsuz yansımaları. 6) Türkiye’nin tamamıyla Batının kucağına itilmesi.
Türkiye ile bölgedeki çıkarları çatışan ve güvenilir bir ülke olmadığı anlaşılan Amerika, Türkiye’yi Rusya ile ittifakından koparma çabası içinde hareket etmektedir.
Türkiye ile Rusya’nın arasının açılması Suriye’ye karşı sert tutum alması Amerika’nın lehine bir durum yaratacaktır. Ayrıca Amerika PYD/YPG’nin ikinci plana düşmesinden memnun olmaktadır.
Çözümü kolay olmayan İdlib, Türkiye için itibar sorunu haline gelmiştir. Dolayısıyla Türkiye bu konuda caydırıcı tavrını sürdürmelidir.
Türkiye’nin ulusal çıkarları gereği, Suriye’deki çıkarlarının diplomasi yoluyla sağlanabileceği ve savaşmayı gerektirecek bir çıkarımız olmadığı, Suriye’de en ciddi tehdidin Amerika’nın karagücü PKK/YPG olduğu göz önüne alınarak, Ruslarla anlaşma sağlanmalı ve Ruslar üzerinden Esad ile görüşüme sona erdirilip, kendi beklentilerimiz için doğrudan Esad ile görüşmeye başlanmalıdır.
Ayrıca, sahadaki yerel silahlı militanlarla (ÖSO’yla) bağlarını bir an önce kesmeli ve göçmenlerin ülkelerine döneceği ve güvenliklerinin garanti edileceği bir anlaşma yapma çabası göstermelidir.

habericialt
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.