Site Rengi

DOLAR 7,5575
EURO 8,9826
ALTIN 474,05
BIST 9,7776
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Balıkesir 25°C
Çok Bulutlu

SUÇLU AYAĞA KALK

17.04.2020
126
A+
A-

Millet bireyin iradesiyle değil; akıl, din, dil, hukuk, ahlak, estetik, ekonomi ve fen bileşenlerinden varolan millî  kültürün oluşturduğu topluluktur.
Son birkaç on yılda!
Ulus devlet kurumuyla sahip olunan toprak parçasının ötesinde;
İnsan ve toplumsal yapının da yönetilmesi,
Refah ve gelişime ortak edilmesi söz konusu oldu.
Milletlerin  yeni hayat tarzı ulus devletlerin ötesinde dizayn edilmeye başlandı.

*
Son birkaç on yılda!
Siyaset ve ekonomi sıralaması ekonomi ve siyaset sıralamasına dönüştürüldü.
Ekonomi ve siyaset; daha rafine, rasyonel, bürokrasisi oturmuş,
Finans sisteminin belirleyici olduğu, hukukun finans sistemi üzerine inşa edildiği yapılar oluşturdu.
Devletler bu dönüşümü sağlamak üzere kendi milletlerinde dahi ayıklama yaptılar…

*
Küreselleşme hızlı ekonomik büyüme ve refah getirdi.
Ama dünya genelinde nüfusun, kültürlerin ve ekonomilerin artan bağımlılığını temsil etti.
Şimdi küreselleşme; liberal ticaret ve seyahat ile COVID- 19 salgınına katalizör oluyor…

haberici-arareklam

*
Çoğu insan, uzmanlaşmayı ve uluslararası ticareti savunan küreselleşmiş bir topluluğa hevesliydi.
Gelişmekte olan ülkeler için büyüme beklentileri dışa dönük bir ticaret rejimi yoluyla büyük ölçüde arttı.
2007’de küresel ihracatın değeri 1950’nin 20 katından fazlaydı.
Ekonomik entegrasyon ve dışa dönük ticaret rejiminden yararlanan;
Güney Kore, Çin ve Japonya hızla büyüdü.
Refah devletine dönüştüler.

*
Küreselleşmenin ülkelerdeki eşitsizliği artırdığını gösteren eleştiri ve iddialara rağmen,
Ampirik kanıtlar, küreselleşmenin zengin ve fakir ülkelere benzer şekilde fayda sağladığı teorik temeli destekledi…

*
Birbirine bağımlı devletlerin dünyası!
Paylaşılan riskler ve insanların kendilerini krizlerden ayıramayacağı bir sistemi gerektiriyordu.
Ancak insanların sınır ötesi mal ve hizmetlere serbest ulaşımının getirdiği kazançlar;
Dengesizlikleri ve kırılmaları ortaya çıkardı.
İlişkili tehlikeler ihmal edildi;
Küreselleşme 2008 mali krizi, çok sayıda savaş, mülteci ve iklim değişikliği krizlerinde sıkıntılar yaşadı.

*
Küresel ticaret dengesizliği en önemli sorun oldu.
ABD 1980’lerden bu yana sürekli cari işlemler açığı verdi.
Japonya, Güney Kore ve Çin fazla verdi.
Ticari dengesizlik, ABD-Çin ticaret savaşının zirveye ulaşmasıyla bir dizi çatışmaya yol açtı…

*
Orta Doğu savaşıyordu.
Arap Baharı dünyaya Cihadçı Müslüman Kardeşler örgütünü ve ideolojisini bela etmiş, Doğu ve Batı ayrışıyordu.
Afrika kaldırılamıyor, Latin Amerika kanıyor, Avrupa yarınları üzerinde tartışıyordu.
ABD ve Çin, en son COVID-19 için birbirlerini suçlayan agresif söylemleri değiştirirken,
Ticaret savaşının sonu için bir gelecek hâlâ öngörülemiyor…

*
Dünyanın en büyük iki ekonomisi 2018′ den beri daha az işlem görüyor.
Bu yüzden küreselleşme için iyimserlik azalmıştır.
ABD’de serbest ticaret ve göçe karşı artan korumacılık küreselleşmeyi aşındırmıştır.
İnsanların müreffeh bir küreselleşmiş topluma olan inancı tahrip edilmiştir.

*
Kasım’da Çin’de ortaya çıkan pandemi, zaten kırılgan küresel sistemi iyice sarsmış bulunuyor.
Neredeyse ekonomileri ve küreselleşmeyi  tamamen durdurmaya yazıyor.
COVID- 19, bir zamanlar refahın büyük bir itici gücü olan insanların ve metaların liberal akışını durdurdu.
Sayısız insanın hayatını mahvedebilecek geniş bir devinime dönüştü.

*
Medya, salgını gerçeğe uygun raporlar ve virüsü tutma şansı sunan açık uyarılarla yakından takip ediyor.
Ama politika yapıcılar çok az özen gösteriyor!

*
23 Ocak’ta  Davos’ta  Hong Kong Borsası CEO’su  hükümetleri, kurumları, hastaneleri ve medyayı;
Yaklaşmakta olan bir salgın hakkında uyardı!
Çin ve sonra İtalya’daki yıkım bile çoğu politika yapıcıyı telaşa sokamadı…

*
Mesela, 30 Mart’a kadar çoğu Avrupa ülkesi virüsün yayılmasını engellemek için kapandı.
25 Mart’ta Avustralya halka açık toplantıları sadece iki kişiyle sınırlandırdı,
Yeni Zelanda izolasyon başlattı…
ABD eyaletleri, 250 milyondan fazla insan için evde kalma emri verdi.
Ülkeler sınırlarını kapattı, havayolları şirketleri uluslararası uçuşların çoğunu kaldırdı.
Şimdi küreselleşme geri çekilirken pandemi hâlâ hızlanıyor!

*
Ve insanlar artık şu soruyu sormaktan kaçınamıyor, asla kaçınmamaları gerekiyor…
Küreselleşmede yanlış giden neydi?

*
Çok taraflı işbirliğinin güçlendirilmesi refahın sürdürülmesi için gereklidir.
Ama bugün küreselleşme birçok konuda sorunludur.
Bu noktada neredeyse bir asır önce  Büyük Buhran’dan alınan dersler;
Küreselleşme karşıtlığının ve korumacılığın durgun ekonomik büyümeye karşı panzehir olmadığını kanıtlamıştır.

*
Çünkü uluslararası ticaret ve kaynakların harekete geçirilmesi,
Gelişmekte olan ülkelere büyüme için güçlü bir ivme,
Düşük maliyetli ithal mallara sahip gelişmiş ülkelerdeki tüketicilere de fayda sağlıyor…

*
Kaosun temel nedeni eski uluslararası organizasyonların yanı sıra zayıf küresel yönetişimde yatıyor.
Nitekim virüs salgını sırasında,
Mesela, “Riskleri belirleyerek, hafifleterek ve yöneterek acil durumlara hazırlanmayı” amaçlayan Dünya Sağlık Örgütü (WHO),
Somut önlemleri uygulama yetkisine sahip değildi ve egemen ülkelere yalnızca tavsiye verebiliyordu.

*
Bu yüzden WHO’nun COVID-19 yanıtı yetersiz oldu.
Çin yeni virüsü doktorların müdahalesinden üç hafta sonra 31 Aralık’ta WHO’ya bildirdi.
Çin, Wuhan şehrini kapatmak için acımasız önlemler aldıktan sonra bile,
WHO Ocak’ta  yeni bulaşıcı hastalıkla mücadele etmek için yararlı ve acil önerilerde bulunmadı.

*
Elbette  WHO tek suçlu değildi!
Bunun yerine, zayıf ülkeler arası işbirliği ve uluslararası kurumların yetki eksikliği belki de en fazla sorumluluğu taşıyor.

*
Bazı politikacılar, 11 Mart’ta bir salgın ilan eden WHO’yu suçlayabilirler.
Yine de WHO hastalık için bir dizi önlem aldı.
11 Şubat’ta WHO Genel Direktörü Ghebreyesus salgını;
“Bu virüs çok tehlikelidir ve 1 numaralı halk düşmanıdır. Ama böyle muamele görmüyor” ifadesiyle değerlendirdi.

*
Çünkü miyopik gönül rahatlığı ve ekonomik büyümenin gereğinden fazla takip edilmesi politika yapıcıları kör etmişti,
Bu durum küresel salgını kaçınılmaz kılıyordu…

*
Bugün, artan sayıda vaka ve ölümün arkasında, milyonlarca insan hastalıktan veya geçim kaynaklarından zarar görüyor.
Ama politikacılar profesyonellerden gelen tavsiyeleri göz ardı etmeye ve komplo teorilerine tutunmaya devam ediyor.
Başkan D.Trump, WHO için ABD fonlarının askıya alındığını açıkladı.
Doğrusu bu tür organizasyonları zayıflatmak yerine güçlendirmek için harekete geçmesi gerekiyordu!

*
Küreselleşme suçlu değildir
Suçlu; bilime dayanan birleşik mesajlarla güçlü uluslararası organizasyon ve etkili işbirliği mekanizmalarının eksikliğidir.
Şimdi, uluslararası toplumun parçalanmış sistemi kurtarmak,
Küresel krizleri çözmek,
Uluslararası kuruluşların acil durumlarda liderlik rolünü güçlendirmek için mevcut çerçeve üzerinde düşünmesi gerekiyor.

*
Mesela, WHO mevcut pandemide liderlik etmeli,
Ülkeler ise WHO tavsiyelerine dayanan ciddi politikalar uygulamalıdır!.

*
Dünya elbette bu pandemiyi yenecektir.
Ancak küresel yönetişimi geliştirmek için adımlar atılmazsa,
COVID-19 küreselleşmeyi harap eden son pandemi olmayacaktır.

17. 4. 2020

 

habericialt
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.